فاصله بين مشكل وحل آن يك زانوزدن است،امانه دربرابرمشكل بلكه دربرابرخدا.
Haydar Baba, yıldırımlar çakınca,
Seller sular şakıldayıp akınca, 
Kızlar ona saf bağlayıp bakınca, 
Selām olsun, şevketinize, elinize, 
Benim de bir adım gelsin dilinize.

Haydar Baba, kekliklerin uçunca,
Çalı dibinden tavşan kalkıp kaçınca,
Bahçelerin çiçeklenip açınca,
Bizi de bir mümkün ise yād eyle, 
Açılmayan yürekleri şād eyle.

Bayram yeli çardakları yıkınca, 
Nevruz gülü, kar çiçeği çıkınca, 
Ak bulutlar gömleklerini sıkınca, 
Bizi de bir yād eyleyen sağ olsun, 
Dertlerimiz koy dikelsin, dağ olsun.

Haydar Baba, güneş sırtını dağlasın, 
Yüzün gülsün, çeşmelerin ağlasın, 
Çocukların bir deste gül bağlasın, 
Yel gelince ver getirsin bu yana, 
Belki benim yatmış bahtım uyana.

 

Haydar Baba, senin yüzün ak olsun, 
Dört bir yanın çeşme olsun, bağ olsun, 
Bizden sonra senin başın sağ olsun, 
Dünya kaza ve kader, ölüm yitimdir, 
Dünya boyu oğulsuzdur, yetimdir.

Haydar Baba, yolum senden ayrıldı, 
Ömrüm geçti, gelemedim geç oldu, 
Hiç bilmedim güzellerin ne oldu, 
Bilmezidim dönemeç var, dönme var, 
Kaybolma var, ayrılık var, ölüm var.

Haydar Baba, yiğit emek yitirmez, 
Ömür geçer, esef yara kapatmaz, 
Nāmert olan ömrü tamamlayamaz, 
Biz de vallahi unutmayız sizleri, 
Göremesek helāl edin bizleri.

Haydar Baba, Mir Ejder seslenince,
Köy içine ses ve seda düşünce, 
Āşık Rüstem sazını dillendirince, 
Hatırında mıdır ne korkuyla kaçardım, 
Kuşlar gibi kanat çalıp uçardım.

 

Şengülava yurdu, āşık elması, 
Bazen gidip orda misafir kalmak, 
Taş atmak, elma ayva düşürmek, 
Kalmış tatlı uyku gibi hatırımda, 
İz bırakmış ruhumda, her şeyimde.

10 Haydar Baba, Kuru Göl'ün kazları, 
Gediklerin ıslık çalan sazları, 
Kendin köyün sonbaharları, yazları, 
Bir sinema perdesidir gözümde, 
Tek oturup seyrederim kendimde.

11 Haydar Baba, Kara Çimen caddesi, 
Kervancıların gelir sesi sedası, 
Kerbelā'ya gidenlerin kazāsı, 
Düşsün bu aç yolsuzların gözüne, 
Medeniyetin uyduk yalan sözüne.

12 Haydar Baba, şeytan bizi azdırmış, 
Muhabbeti yüreklerden kazdırmış, 
Kara günün alın yazısını yazdırmış, 
Salmış halkı birbirinin canına, 
Barışı bulaştırmış kanına.

 

13 Gözyaşına bakan olsa kan akmaz, 
İnsan olan hançer beline takmaz, 
Ama yazık kör tuttuğunu bırakmaz, 
Cennetimiz cehennem olmaktadır, 
Zilhiccemiz muharrem olmaktadır.

14 Hazan yeli yaprakları dökünce, 
Bulut dağdan inip köye çökünce, 
Şeyhelislām güzel sesini yükseltince, 
Hasretli söz yüreklere değerdi, 
Ağaçlar da Allah'a baş eğerdi.

15 Tatlı Çeşme taşla kumla dolmasın, 
Bahçeleri sararmasın solmasın, 
Ordan geçen atlı susuz olmasın, 
De ki çeşme hayrın olsun akarsan, 
Ufuklara humar humar bakarsan.

16 Haydar Baba, dağın taşın yalçını, 
Keklik ötüyor arkasında yavrusu, 
Kuzuların akı, bozu, karası, 
Bir gideydim dağlar dereler boyu, 
Okuyaydım çoban döndür kuzuyu.

 

17 Haydar Baba Sulu Yer'in ovasında, 
Pınar kaynar çayın, çimenin gözünde, 
Pınar otu yüzer suyun yüzünde, 
Güzel kuşlar ordan gelip geçerler, 
Halvetleyip pınardan su içerler.

18 Biçin vakti sünbül biçen oraklar, 
Öyle bil ki zülfü tarar taraklar, 
Avcılar bildırcını araştırır, 
Biçiciler ayranlarını içerler, 
Bir pinekleyip sonra kalkıp biçerler.

19 Haydar Baba, köyün güneşi batınca, 
Çocukların akşamlığını yiyip yatınca, 
Ay buluttan çıkıp, göz kırpınca, 
Bizden de bir sen onlara kıssa de, 
Kıssamızda çokça gam ve gusse de!

20 İhtiyar nine gece masal söyleyince, 
Rüzgār çıkıp kapıyı bacayı dövünce, 
Kurt keçinin şengülünü yiyince, 
Ben dönüp bir daha çocuk olaydım, 
Bir gül açıp ondan sonra solaydım.

 

21 Hala Can'ın bal bükmesini yerdim, 
Sonra kalkıp elbisemi giyerdim, 
Bahçelerde terennümü söylerdim, 
Ah kendimi o nazlandırdığım günlerim, 
Ağaç binip at gezdirdiğim günlerim.

22 Heçi teyze çayda çamaşır yıkardı, 
Memmed Sadık evlerini sıvardı, 
Hiç bilmezdik dağ mı, taş mı, duvar mı, 
Neresi olsa zıplayarak aşardık, 
Allah ne hoş gamsız gamsız yaşardık.

23 Şeyhelislām münacatı söylerdi, 
Meşed Rahim cübbeyi giyerdi, 
Meşdaceli bozbaşları yerdi, 
Biz hoş idik hayrat olsun, düğün olsun, 
Fark eylemez her ne olacaksa koy olsun.

24 Melik Niyaz tüfeğini atardı, 
Atını koşturup çaprazlama vururdu,
Şahin gibi gedik başını tutardı, 
Etraflara kızlar açmış pencere, 
Pencerelerde ne güzel manzara.

 

25 Haydar Baba, köyün düğününü yapınca, 
Kızlar gelinler kına, fitil satınca,
Bey geline damdan elma atınca, 
Benim de o kızlarında gözüm var, 
Āşıkların sazlarında sözüm var.

26 Haydar Baba, pınarların yarpuzu, 
Bostanların hıyarı, karpuzu,
Çerçilerin ak nöbet şekeri, sakızı,
Şimdi de yine, damağımda tat verir,
Yitkin giden günlerimden yād verir.

27 Bayram idi, gece kuşu ötüyordu,
Nişanlı kız bey çorabını örüyordu, 
Herkes şalını bir bacadan sokuyordu,
Ah ne güzel adettir şal sallamak,
Bey şalına bayramlığını bağlamak.

28 Şal istedim ben de evde ağladım,
Bir şal alıp, tez belime bağladım, 
Gulam'lara koştum şalı salladım, 
Fatma teyze bana çorap bağladı, 
Han Nene'mi hatırlayıp ağladı.

 

29 Haydar Baba, Mirzemmed'in bahçesi, 
Bahçelerin ekşi, tatlı eriği, 
Gelinlerin dizmeleri, rafları,
Hey dizilir gözlerimin rafında,
Çadır kurar hatıralar safında.

30 Bayram olup kızıl balçık ezerler,
Nakış yapıp odaları bezerler, 
Raflarda dizmeleri dizerler,
Kızın gelinin fındıkçası, kınası, 
Heveslenir anası kaynanası.

31 Bakūcunun sözü, sohbeti, kāğıdı, 
İneklerin bulaması, ağızı,
Çarşambanın cevizi, kuru üzümü,
Kızlar der: "atıl matıl çarşamba, 
Ayna gibi bahtım açıl çarşamba."

32 Yumurtayı güzel güllü boyardık, 
Çakıştırıp kırılanları soyardık,
Oynamaktan bir defa acaba doyar mıydık 
Ali bana yeşil aşık verirdi,
Rıza bana nevruz gülü dererdi.

 

33 Nevruz Ali harmanda döven sürerdi, 
Bazan inip samanları kürürdü, 
Dağdan da bir çoban iti ürürdü, 
O zaman gördün eşek ayak sakladı, 
Dağa bakıp kulaklarını dikti.

34 Akşam üstü sürü ile gelince,
Sıpaları çekip vururduk bende, 
Sürü geçip gidip yetince köye, 
Hayvanları çıplak binip sürerdik,
Söz çıksaydı sine gerip savardık.

35 Yaz gecesi çayda sular şarıldar, 
Taşlar kayalar selde aşıp harıldar, 
Karanlıkta kurdun gözü parıldar, 
Köpekler gördün, kurdu seçip ulaştı, 
Kurt da gördün kalkıp gedikten aştı.

36 Kış gecesi tavlaların odası, 
Köylülerin oturduğu, yatağı, 
Ocakta yanar ateşin yanağı, 
Şebçeresi, cevizi, iğdesi, 
Köyü kaplar gülüp konuşmak sesi.

 

37 Şuca teyzeoğlunun Bakū hediyesi, 
Damda kurduğu semaveri, sohbeti, 
Hatırımdadır düzgün boyu, kameti, 
Genç ölünün düğünü döndü yas oldu, 
Nene Kız'ın baht aynası kırıldı.

38 Haydar Baba, Nene Kız'ın gözleri, 
Rahşende'nin tatlı tatlı sözleri, 
Türkçe dedim okusunlar kendileri, 
Bilsinler ki adam gider, ad kalır, 
Güzelden pisten ağızda bir tat kalır.

39 Yaza doğru güneş güneyi dövünce, 
Köy çocukları kar topunu sevince, 
Kayakçılar dağda kayak kayınca, 
Benim ruhum öyle bilin ordadır, 
Keklik gibi batmış, kalmış, kardadır.

40 İhtiyar Nene uzatınca işini, 
Güneş bulutta eğirirdi iği, 
Kurt kocalıp çektirince dişini, 
Sürü kalkıp etraflardan aşardı, 
Bakraçların sütü aşıp taşardı.

 

41 Hatçe Sultan hala dişini kısardı, 
Molla Bakır amca oğlu tez sinerdi,
Tandır yanıp duman evi basardı,
Çaydanlığımız demir üstünde kaynardı, 
Kavurgamız saç içinde oynardı.

42 Bostan bozup getiriyorduk aşağı, 
Dolduruyorduk evde tahtayı, tabağı,
Tandırlarda pişiriyorduk kabağı, 
Kendisini yiyip çekirdeklerini çıtlatıyorduk, 
Çok yemekten tam az kalsın çatlıyorduk.

43 Verziğan'dan armut satan gelince, 
Çocukların sesi düşerdi köye,
Biz de bu yanda işitip bilince, 
Zıplayarak bir haykırış salardık,
Buğday verip armutlardan alırdık.

44 Mirza Taki'yle gece gittik çaya, 
Ben bakıyorum selde boğulmuş aya, 
Birden ışık düştü karşı bahçeye, 
Eyvah dedik kurttur, döndük kaçtık, 
Hiç bilmedik ne vakit küllükten aştık.

 

45 Haydar Baba, ağaçların yüceldi,
Ama yazık, civanların kocaldı,
Tokluların zayıflayıp takattan düştü,
Gölge döndü, güneş battı, kaş karardı,
Kurdun gözü karanlıkta açıldı.

46 İşitmişim yanıyor Allah çerağı
İşler olmuş mescidinizin pınarı,
Rahat olmuş köyün evi, çocuğu,
Mansur Han’ın eli kolu var olsun,
Nerde kalsa Allah ona yār olsun.

47 Haydar Baba, Molla İbrahim var mı, yoksa yok mu?

 Mektep açar mı, okuyor mu çocuklar, yoksa yok mu?

 Harman vakti mektebi kapatıyor mu, yoksa yok mu?
Benden hocaya eriştirirsin selām,
Edepli, söz götürmez bir selām.
.
48 Hatce Sultan hala gitmiş Tebriz’e,
Ama ne Tebriz ki gelemiyor bize,
Yavrum kalkın bırakalım gidelim evimize,
Baba öldü birliğimiz dağıldı,
Ne kadar koyun varsa yabana gidip sağıldı

 

49 Haydar Baba, dünya yalan dünyadır,
Süleyman’dan Nuh’tan kalan dünyadır,
Oğul doğuran, derde salan dünyadır,
Her kimseye her ne vermişse almıştır,
Eflatun’dan bir kuru ad kalmıştır.

50 Haydar Baba, yār ve yoldaş döndüler,
Bir bir beni çölde bırakıp çekildiler,
Çeşmelerim, çerağlarım söndüler,
Kötü yerde gün döndü, akşam oldu,
Dünya bana Şam harabesi oldu.

51 Amca oğluyla gittiğimiz gece, Kıpçağa,
Ay ki çıktı atlar başladı oynamağa,
Tırmanıyorduk, dağdan aşıyorduk dağa,
Meşmemi Han kır atını oynattı,
Tüfeğini aşırdı şakıldattı.

52 Haydar Baba, Kara Göl’ün deresi,
Huşgenabın yolu, bendi, arkı,
Orda düşer çil kekliğin yavrusu,
Ordan geçer yurdumuzun kendisine,
Biz de geçelim yurdumuzun sözüne.

 

53 Huşgenabı kötü güne kim atmış?
Seyyidlerden kim ölmüş, kim kalmış?
Āmir Gaffar’ın damını taşını kim almış?
Pınar yine gelip gölü dolduruyor mu?
Yoksa kuruyup bahçeleri solduruyor mu?

54 Āmir Gaffar seyyidlerin tacıydı,
Şahları avlaması, çaprazıydı,
Merde tatlı, nāmerde çok acıydı,
Mazlumların hakkı üstüne titrerdi,
Zalimleri kılıç gibi keserdi.

55 Mir Mustafa dayı yüce boy baba,
Heykelli, sakallı Tolstoy baba,
Eylerdi yas meclisini toy baba,
Huşgenabın yüzsuyu, fazileti,
Mescitlerin, meclislerin gösterişlisi.

56 Mecdüssādat gülerdi bağlar gibi,
Gürülderdi bulutlu dağlar gibi,
Söz ağzında erirdi yağlar gibi,
Alnı açık, güzel, derin anlardı,
Yeşil gözler çerağ gibi yanardı.

 

57 Benim babam sofralı bir kişiydi,
El elinden tutumak onun işiydi,
Güzellerin āhire kalmışıydı,
Ondan sonra çarklar dönmüşler,
Muhabbetin çerağları sönmüşler.

58 Mir Salih’in delice hareket etmesi,
Mir Azizin tatlı şahsey gitmesi,
Mir Memmedin kurulması, bitmesi,
Şimdi desek hikāyedir, masaldır,
Geçti, gitti, yitti, battı, dağıldı.

59 Mir Abdul’un aynada kaş yakması,
Uçlarından kaşının akması,
Uzanması, damdan duvardan bakması,
Şah Abbasın dürbünü, hayırla yād edilsin..
Huşgenabın hoş günü, hayırla yād edilsin.

60 Sitare hala çörekleri yapardı,
Mir Kadir de her an birini kapardı,
Kapıp yiyip tay gibi koşardı,
Gülünecek şeydi onun çörek kapması,
Halamın da hamur kepçesinin şaplaması.

 

61 Haydar Baba, Āmir Haydar neyliyor,
Muhakkak, yine semaveri kaynıyor,
Daha kocalmış alt çenesiyle çiyniyor,
Kulak batmış, gözü girmiş kaşına,
Yazık hala, hava gelmiş başına.

62 Hanım hala, Mir Abdulun sözünü,
İşitince eğer ağzını gözünü,
Azraile verir onun kendisini,
Davalarını şaka ile katarlar,
Eti yiyip kafayı vurup yatarlar.

63 Fizze Hanım, Huşgenab’ın gülüydü,
Āmir Yahya amca kızının kuluydu,
Ruhsāre artist idi, sevgiliydi,
Seyyid Hüseyin Mir Salih’i taklit eder,
Āmir Cafer gayretlidir, kan salar.

64 Sabah erken sığırtmaçlar gelirdi,
Koyun kuzu damda bacada melerdi,
Hala Can’ım körpelerini belerdi,
Tandırların yükselirdi dumanı,
Çöreklerin güzel kokusu, sıcağı

 

65 Güvercinler küme halinde kalkıp uçarlar,
Güneş ışıklarını saçınca kızıl perde açarlar,
Kızıl perde açıp yığıp kaçarlar,
Güneş yükselip artar dağın celāli,
Tabiatın gençleşir cemali.

66 Haydar Baba, karlı dağlar aşınca,
Gece kervan yolunu kaybedip şaşırınca,
Ben nerdeysem, Tahran’da veya Kāşan’da
Uzaklardan gözüm seçer onları,
Hayal gelip aşıp geçer onları.

67 Bir çıkaydım Dam Kaya’nın taşına,
Bir bakaydım geçmişine, yaşına,
Birgöreydim neler gelmiş başına,
Ben de onun karlarıyla ağlardım,
Kışın dondurduğu yürekleri dağlardım.

68 Haydar Baba, gül goncası handandır,
Ama yazık, yürek gıdası kandır,
Hayat bir karanlık zindandır,
Bu zindanın kapısını açan yok,
Bu darlıktan bir kurtulup kaçan yok.

 

69 Haydar Baba, gökler bütün dumandır,
Günlerimiz birbirinden yamandır,
Birbirinizden ayrılmayın amandır,
İyiliği elimizden almışlar,
İyi bizi kötü güne salmışlar.

70 Bir sorun bu beddualı felekten,
Ne istiyor bu kurduğu tuzaktan
De ki geçirt yıldızları elekten,
Koy dökülsün, bu yer yüzü dağılsın,
Bu şeytanlık kurgusu bir yığılsın.

71 Bir uçaydım bu çırpınan yel ile, Yarışaydım dağdan inen sel ile,
Ağlaşaydım uzak düşen el ile,
Bir göreydim ayrılığı kim saldı,
Ülkemizde kim kırıldı, kim kaldı.

72 Ben senin gibi dağa saldım nefesi,
Sen de döndür göklere sal bu sesi,
Baykuşun da dar olmasın kafesi,
Burda bir arslan darda kalmış bağırıyor,
Mürüvvetsiz insanları çağırıyor.

 

73 Haydar Baba, gayret kanın kaynarken,
Kara kuşlar senden kopup kalkarken,
O sarp yalçın taşlarınla oynarken,
Yüksel, benim himmetimi orda gör,
Ordan eğil, kametimi darda gör.

74 Haydar Baba, gece turna geçince,
Köroğlu’nun gözü kara seçince,
Kır atını binip kesip biçince,
Ben de burdan tez gayeye erişmem,
Ayvaz gelip erişmeyince yatmam.

75 Haydar Baba, mert oğullar doğur,
Nāmertlerin burunlarını sürt,
Gediklerde kurtları tut, boğ,
Koy kuzular sere serpe otlasın,
Koyunların kuyruklarını katlasın.

76 Haydar Baba, senin gönlün şād olsun,
Dünya durdukça ağzın dolu tad olsun,
Senden geçen tanıdık olsun, yabancı olsun,
De ki benim şair oğlum Şehriyar,
Bir ömürdür gam üstüne gam yığar

 

 

+ نوشته شده در  چهارشنبه بیست و هفتم مرداد 1389ساعت 3:39  توسط صمیمی  |